TÜRKİYE  SANAL  EĞİTİM BİLİMLERİ KÜTÜPHANESİ                          Afyon Kocatepe Üniversitesi [Hazırlayan: Mustafa Ergün]
[Yazar ve Konuya Göre Arama][Fulltext ve İçindekiler Listesi][İngilizce Eğitim Siteleri][Türkçe Eğitim Siteleri]

ATATÜRK DEVRİ TÜRK EĞİTİMİ

(Prof.Dr.Mustafa ERGÜN)


İ Ç İ N D E K İ L E R

ÖNSÖZ
GİRİŞ
1. CUMHURİYET EĞİTİMİNİN HAZIRLIK DÖNEMİ (1920-1923)
1.1. RIZA NUR BEY'İN BAKANLIĞI
1.2. HAMDULLAH SUPHİ BEY'İN BAKANLIĞI
1.3. MEHMET VEHBİ BEY'İN BAKANLIĞI
1.4. İSMAİL SAFA BEY'İN BAKANLIĞI
1 5. HAZIRLIK VE KURULUŞ DÖNEMİ SONUNDA EĞİTİM ZİHNİYETİ
1.6. CUMHURİYET EĞİTİMİNİN HAZIRLIK DÖNEMİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

2. EĞİTİM İNKILÂPLARI DÖNEMİ (1924-1928)
2.1. EĞİTİM İNKILÂPLARI DÖNEMİ GENEL EĞİTİM POLİTİKASI
2.2. EĞİTİM BAKANLIĞI ÖRGÜTÜ
2.3. "TEVHİD-İ TEDRİSAT"
2.4. HEYET-İ İLMİYE TOPLANTILARI
2.5. KARMA EĞİTİM ("MUHTELİT TAHSİL VE TERBİYE")
2.6. 1924-1928 DÖNEMİNDE ÖĞRETİM KADEMELERİNİN SORUN VE GELİŞİMLERİ
2.7. YAZI İNKILÂBI
2.8. YABANCI EĞİTİM UZMANLARI

3. KÜLTÜR İNKILÂPLARI DÖNEMİ
3.1. TÜRK KÜLTÜR VE SANAT İNKILÂBI
3.2. ÜNİVERSİTE DEVRİMİ
3.3. HALKEVLERİ
3.4. KÖYE UYGUN ÖĞRETMEN YETİŞTİRME ÇABALARI
SONUÇ
KAYNAKLARDAN SEÇMELER


ÖNSÖZ

Atatürk'ün doğumunun 100. yıldönümü dolayısıyla hazırlanan bu eser, 1920 yılından 1928 yılına kadar, yâni TBMM'nin kuruluşundan Atatürk'ün ölümüne kadar olan dönemdeki eğitim oluşumlarını, hareketlerini ve inkılâplarını ele almaktadır. Eserde Atatürk dönemi üç kuşak içinde incelenmektedir. Konuyu bu kuşaklar içinde ele almanın bazı mahzurları olmasıma rağmen faydası daha çok olduğundan ve Atatürk inkılâplarının anlaşılmasını kolaylaştıracağından, bu yol tutulmuştur.

Cumhuriyet döneminde Atatürk devri, eğitim ve kültür tarihimiz açısından Batılı düşüncelerle millî değerlerin yoğrulduğu aydınlık ve örnek bir devirdir. Türk milletinin çağdaş hedefleri ve bu hedeflere ulaşmak için takip edeceği yol bu devirde çizilmiştir. Bu devir Türk milletinin Batılılaşma tartışmalarında en son kavgaların yapıldığı, kesin çözümlere ulaşılan bir dönemdir. Bu devrin ışığı yakın geçmişi ve gidilmesi gereken uygarlık yolunu aydınlatmaktadır.

Türk eğitim tarihi alanının bir uzmanı olarak bu sevinçli yıldönümünde, Atatürk'ün damgasını vurduğu bir devre, yeni Türk eğitim ve kültürünün inkılâplar yoluyla kurulmasına toplu bir bakış yaptım.

Cumhuriyet eğitimi alanındaki çalışmalara yeni bir çeşni getirebildiysem kendimi mutlu sayarım. Bu küçük eseri, doğumumun 100. yılmda Atatürk'ün aziz ruhuna ithaf ediyorum.

Mustafa ERGÜN
Ankara. 1981
 

İKİNCİ BASKIYA ÖNSÖZ

"Atatürk Devri Türk Eğitimi" adlı eserin birinci baskısı biteli uzun bir zaman olmuştu. Yararlanmak için bu eseri isteyen birçok araştırmacıya eserin ikinci baskısının yapılacağı sözünü vermemize rağmen, bu sözü uzun zaman yerine getirememiştik.

Ancak şimdi bu ikinci baskıyı gerçekleştirebildik. Bu arada bazı kısımlarda yeni eklemeler ve gözden geçirmeler yaptık. Bu alanda daha sonra çıkan çok değerli araştırmaları da değerlendirme imkânımız oldu.

Türkiye'de yeni eğitim hamlelerinin yapılmasında, Atatürk dönemi eğitim politikası hâlâ çok önemli bir yönlendirici politika durumundadır. Bu nedenle, elinizdeki eserin gerek bilim adamlarına ve araştırmacılara gerekse eğitim politikası yapmak isteyenlere sağlam bir kaynak olacağı kanaatindeyim.

Eserin basılmasında emeği geçen Ocak yayınları mensuplarına ve Dr.Bahattin Ergezer'e teşekkür ederim.

Prof.Dr. Mustafa ERGÜN
Uşak 1997
 

GİRİŞ

Osmanlı Devleti, Selçuklu ve diğer Türk-İslâm devletlerinin gelenek ve töreleri doğrultusunda bir doğu devleti olarak kurulmuştu. Gerçi o sırada Avrupa devletleri de gerek ruh gerek devlet örgütü olarak doğu devletlerinin özelliklerini gösteriyordu. Ama daha sonra, Avrupa her yönden modernleşmeye, ilerlemeye başladı; Osmanlı Devleti ise, Batı ile ilişkilerini her zaman sınırlı düzeyde tutarak önce bir durgunluk dönemine girdi, sonra ulaştığı düzeyi de koruyamayarak adım adım gerilemeye başladı. Devlet örgütü zamana uyamadığı için, ülke üzerindeki denetimini yitirdi. Ekonomik yapı çözüldü, eğitim sistemi ve askerî düzen bozuldu. Bu durum karşısında Batının desteğini istemek, onu taklit etmek hususunda oldukça uzun süren tereddütler de; sürekli askerî yenilgiler ve toprak kayıplarıyla, ekonominin ve mâliyenin devlet sistemini taşıyamayacak duruma gelmesi ile ortadan kalktı. Rusya'nın büyük ilerleyişi ve Batılıların ticaret ve sömürü yollarını kesme tehlikesi karşısında Avrupa devletleri, her zaman rahatça sömürebilecekleri Osmanlıyı ayakta tutma önlemleri almaya başladılar.

Gerek Osmanlıların istemeleri gerek Batı ülkelerinin zorlamaları ve gerekse Avrupa'daki çalkantılardan dolayı, Osmanlı Devleti'ne sığınan Batılı subayların çalışmalarıyla Osmanlılar önce askerî alandan başlayarak, geleneksel doğu sistemini terketmeye başladılar. Askerî sistemin arkasından başkentteki devlet bürokrasisi ve taşradaki yönetim düzenini Avrupa örneğine göre kurmaya başladılar. Bu yeni yönetim bürokrasisinin memurlarını yetiştirmek amacıyla da, medreselerin dışında mektepler kurmaya başlanıldı. Yeni sistemin yetiştirdiği aydınlar ve Avrupa devletlerinin baskıları, Osmanlı yönetim biçimini de tartışmalı bir hale soktu. Tanzimat, Birinci ve İkinci Meşrûtiyet hareketleri, bu yönde alınan önemli mesafeleri gösterir.

Batı örneğine göre kurulan sistem, Osmanlı Devletine birçok aydın eleman kazandırdı. Gerçi İmparatorluğun dağılması önlenemedi ama, Osmanlı mekteplerinde yetişen aydınlar çok sağlam bir Cumhuriyet kurdular. Osmanlı mektepleri belki çağdaş bir teknoloji veremediler ama çok yüksek bir idealizm, çok sağlam bir yurtseverlik verdiler.

Daha Osmanlı Devleti yaşarken, Osmanlı sisteminin -hepsi de çürümüş olan- bütün kurumları Batılılaştırılmak istendi. Ama her zaman ıslahattan yana olan, kesin değiştirmeye, inkılâba yanaşmayan Osmanlı yöneticileri yüzünden, bu konular hep tartışma düzeyinde kaldı.

XVIII. yüzyılın sonlarında başlayan Osmanlı Batılılaşması, Osmanlı Devleti için her şeyin bittiği bir anda yeni Türk devletini, Türkiye Cumhuriyetini ortaya çıkardı. Tanzimattan beri tartışılan, meşrûtiyet aşamasından geçen yönetim, en çağdaş yönetim biçimi olan "cumhuriyet"te karar kıldı. Yeniçeri Ocağı'nı kapatıp medreseleri kapatmaya cesaret edemeyen Osmanlı yönetimlerinin zıddına, yeni Türk yöneticileri medreseleri, tekke ve zaviyeleri derhal ve hiçbir pürüz bırakmayacak şekilde kapatmışlar; Osmanlıların devamlı âcizlik gösterdikleri yabancı ve azınlık okullarına karşı açık ve kararlı bir Devlet politikası izleyerek, duruma hâkim olmuşlardır. 60-70 yıldır tartışılıp bir sonuca ulaştırılamayan yazı sorununu, bir halk inkılâbı biçiminde kesin çözüme ulaştırmışlardır. Osmanlı Dârülfünunu'nu kapatarak modern Avrupa üniversitelerinin örneklerini kurmuşlardır.

Yeni devlet zamanında Türkiye'nin Batılılaşması büyük ölçüde tamamlanmıştır. Bu Batılılaşmada, -daha belki de pek çok yıllar sürecek- Batılılaşmayı bu kısa zamana sığdıran Atatürk, en büyük etkendir.

Bu eser, yeni Türk devletinin eğitim sisteminin, Atatürk döneminde inkılâplar biçiminde kuruluşunu anlatmaya çalışmaktadır. Eser hazırlanırken, bugün piyasada bulunan ve eğitimle ilgilenen herkesin bildiği çok değerli bazı eserlerden yeni bir kompozisyon yapma yolun  gidilmemiş, hattâ bundan dikkatle kaçınılmıştır. Öteden beri çalışmakta olduğumuz Türk eğitim sisteminin Batılılaşması döneminin devamı olarak, Türkiye Cumhuriyeti dönemindeki eğitim hareketlerini de en ince noktalarına kadar araştırmaya devam ediyoruz. O devirlerin eğitim hareketlerini, o dönemin, genel ve meslekî basın organlarından, Meclis tutanaklarından hattâ imkân bulunursa arşiv kayıt ve belgelerinden takip etmeye çalışıyoruz. Bu arada değerli eğitimcilerin anıları, gerek makale gerekse kitap tarzında yaşlı ve genç eğitimcilerin derleme ve değerlendirmeleri çalışmalarımızın vazgeçilmez kaynaklarıdır.

Atatürk devrinde Türk eğitimini incelerken de aynı şekilde davranılmıştır. Maalesef Cumhuriyet dönemi arşivi açılmadığı gibi, Birinci Dünya Savaşından itibaren Osmanlı arşivleri bile çoğu araştırıcılara kapalıdır. Bu nedenle Osmanlı döneminde olduğu gibi Cumhuriyet döneminde de en büyük araştırma kaynağımız basın olmuştur.

CUMHURİYET EĞİTİMİNİN HAZIRLIK DÖNEMİ (1920-1923)

TBMM kurulduktan hemen sonra, Anadolu'da çeşitli işleri yürütecek komisyonlar teşkil edilmesine başlanılıyor.
Daha sonra 1924'te çözümlenecek tartışmaların ilki, bu sırada Eğitim Komisyonu kurulurken ortaya çıkıyor. Mecliste bir grup milletvekili, eğitim işlerini ve programlarını Umûr-i Şeriye ve Evkâf Encümeni'nin yürütmesini istiyorlar. Başka bir grup milletvekili ise şeriye ile eğitimin birbirine karıştırılmaması gerektiği üzerinde ısrarla duruyorlar. Sonunda Hamdullah Suphi Bey'in başkanlığında, içlerinde Necati Bey'in bulunduğu 12 kişilik "Maarif Encümeni" kuruluyor.

1.1. RIZA NUR BEYİN BAKANLIĞI:

1920 Mayıs ayı başlarında, TBMM'nin ilk Maarif Vekilliğine Rıza Nur Bey, Meclisçe seçiliyor. Böylece Anadolu eğitimi ile uğraşan biri İstanbul'da "Maarif-i Umumiyye Nezareti", diğeri Ankara'da "Maarif Vekâleti" olmak üzere, iki idarî teşkilât mevcut oluyor. Her iki yönetim de öğretmenleri kendi yanma çekmek istiyor. Özellikle Maarif Vekâleti bu yönde önemli çabalar harcıyor.

1.1.1. İlköğretim ve Özel İdarelerden Maaş Alan Öğretmenlerin Maaşı Sorunu

Bazı okulların öğretmenlerinin maaşı, eskiden beri "Muhasebe-i Hususiye" adlı, her vilâyetin özel bütçesinden verilirdi. İdare-i Hususiye-i Vilâyet Kânunu'na göre, her vilâyetin tahsildarları halktan vergi toplarlar ve kendi sınırları içinde çalışan memurlara verirlerdi. Bu arada halktan toplanan vergiler arasında "Hisse-i Maarif" adıyla önemli bir vergi de vardı ve bununla ilkokul, öğretmen okulu ve idadi öğretmenlerinin maaşları verilecekti.

Eskiden de doğru dürüst yürümeyen bu işlem, savaş dolayısıyla hepten durdu. Öyle ki, 1920 Türkiyesinin en önemli eğitim sorunu, bu öğretmenlerin maaşı oldu. Öğretmenler dört-beş ay, hattâ daha fazla süre maaş alamıyorlar, geçinmek için ev eşyalarını satıyorlar, borç içinde, bunalıyorlar; birçoğu meslekten ayrılıp polis, jandarma, kâtip oluyorlardı. Okullar ya öğretmenlerin "grev"i yüzünden ya da Vilâyet İdare Meclislerince kapatılıyordu.

Başlangıçta Maarif Vekâleti'nin ve TBMM'nin uğraştığı başlıca eğitim sorunu bu oldu. Birçok milletvekili, bölgelerindeki öğretmenlerin aylarca maaş alamadıklarını; bu okulları bakanlığın açmasını ve öğretmenlerin maaşlarının Devlet genel bütçesinden verilmesini konuşmalarıyla, önergeleriyle sürekli talep ediyorlardı.

Bunun üzerine Mecliste bir açıklama yapan Rıza Nur Bey, bu sorunun bazan bütçe yetersizliğinden, bazan özel idare memurlarının kastinden doğduğunu, ama öğretmenlerin maaşlarını alamamaları yüzünden pek çok okulun kapandığını, Bakanlığın ve Meclisin telgraf, tahrirat ve istida yağmuruna tutulduğunu belirtiyor. Kendisi, Bakan olarak, Maarif Müdürlüklerinden, öğretmen maaşlarını vermeyen memurların belirlenip Bakanlığa bildirilmesini istediğini ve bu öğretmenlerin genel bütçeden maaş almaları için sekiz maddelik bir yasa tasarısı hazırladığını açıklıyordu.

1920'lerin Türk eğitiminde yaygın bir başka rahatsızlık da "mektep lağvı hastalığı" idi, İlkokullar, ilköğretmen okulları ve idadiyeler İdare-i Hususiye'ye bağlı idi; harcamalarını da vilâyet karşılıyordu. Bu okulların öğretim ve yönetimi ise Maarif Vekâleti'ne bağlı idi. Bu yüzden bazan vali ve vilâyet meclisleri, bazan da halk, harcamalarını karşılayamayacakları okulları kapatıyorlardı.

Maarif Vekâleti de merkezde ve tüm yurtta sağlam bir teşkilât kuramadığından, önemli bocalamalar geçiriyordu.

Esasen o sırada, bu konuda TBMM de kararsızdır. Bazı milletvekilleri -azınlıkların örnek alınarak- bu işin, toplumlara bırakılmasını isteyip bu hususta yasa tasarıları bile hazırlıyorlar; Maarif Encümeni de "maarif-i ibtidaiyenin halkın eline tevdiini" uygun görüyordu.

Rıza Nur Bey ise bunlara karşı çıkıyor, okullar halkın eline bırakılırsa hepsinin kapanacağından korktuğunu belirterek şöyle diyordu:

"Maarifimiz âdeta bir harabezardır ve orada müteferrik kalmış bir iki muallim de baykuş gibi ötüp duruyorlar."

Eğitim işinde halk ile hükûmetin ortasının bulunması gerektiği belirten bakan, bu hususta bir de "Tedrisat-ı İbtidaiye Kânûnu" hazırladığını söylüyordu.

1.1.2. Ortaöğretim

1920 Aralığında gerek TBMM'nde gerekse basında en çok tartışılan konulardan biri, sultanilerin lağvedilip yerine idadilerin kurulması şeklinde, tâ İkinci Meşrûtiyet yıllarından beri tartışılagelmekte olan bir sorun ve ortaöğretim süresinin iki yıl kısaltılıp kısaltılmaması sorunudur.

Ama Maarif Vekâleti henüz bu gibi konularla uğraşacak kadar örgütlü ve güçlü değildir.

1.1.3. Anadolu Eğitimini Ankara'ya Bağlama Çabaları

1920'lerin Türkiye'sinde Anadolu okulları ve öğretmenleri üzerinde, üç değişik yönetim egemen olmak istiyordu:
a) TBMM hükûmetinin Maarif Vekâleti,
b) Osmanlı Devleti'nin Maarif-i Umûmiyye Nezâreti,
c) Yunanlıların işgali altındaki bölgelerde Yunanlıların Anadolu Eğitim Genel Müdürlüğü.

İstanbul Maarif Nezâreti'nin İstanbul dışındaki okullar üzerinde herhangi bir etkinliği yoktu; hattâ İstanbul öğretmenlerini bile kontrol altında tutamıyordu. Ama genelgeler, okul programları ve öğretim araç-gereçleri yollamaktan da geri kalmıyordu. İlk ve ortaokul programlarına üretim gücünü artırıcı "amelî ve hayatî dersler" konuyor, "âyânî ve hayatî" bir öğretim için okullara malzeme gönderiyordu.

Öte yandan Yunanlılarııı Anadolu'ya tayin ettikleri Eğitim Genel Müdürü de, verdiği bir emirle, işgal altındaki yerlerin bütün okullarını Yunan hükûmetine bağlıyor ve genelgesinde şöyle diyordu:

"Şimdilik yalnız dil dersleriyle tarih öğretimini değiştiriyoruz. Rumca, resmi dil olacaktır. Bundan sonra özel ve resmî okullar yoktur; hepsi bir idare altında toplanmıştır."

Bunlara karşılık Ankara Maarif Vekâleti, zaten kendilerini desteklemekte olan Anadolu öğretmenlerini örgütleyerek, toplantılar yaparak Anadolu eğitimini Ankara ya yöneltmeye çalışıyordu. 1920 Temmuzunda Ankara da bir "Muallime ve Muallimler Cemiyeti" kuruluyor; Hacı Bayram Camiinde bakanların da davetli olduğu bir mevlit töreni ile çalışmalarına başlıyordu. Bu dernek, 7 Mayıs 1921'de "Türkiye Muallime ve Muallimler Birliği" adını alıp Bakanlığın da desteğiyle geniş bir örgütlenmeye gidiyordu.

1.2. HAMDULLAH SUPHİ BEY'İN BAKANLIĞI

1.2.1. Genel İlkeler

H. Suphi Bey, uygulayacakları eğitim politikasında, bazı yüksek okulların ve sultanilerin dışında bütün ilk ve ortaöğretimin amacının "işçi" yetiştirmek olduğunu belirtiyordu. Eğitim; çocuğa çevresini ve mensup olduğu milleti, onun sorunlarını, maddî ve manevî ihtiyaçlarını tanıtmalı ve çözüm yollarını göstermelidir. Bunun için programlar değiştirilmeli, öğretmenler askerleştirilmelidir.

TBMM'nin kuruluşundan itibaren medreselerin (Şark medresesi, Dârülhilafe medresesi, Medrese-i Külliye vs..) ve İmam-Hatip gibi dinî okulların kurulması hakkında birçok önergeler verilir ve bunlar komisyonlarda görüşülürken; Maarif Vekili, eğitim ve öğretim sorunlarının kendi göreneklerimiz içinde halledilemeyeceğini, bugünkü Türkiye'yi medreselerin değil batı örneğine göre kurulan okulların kurtardığını belirterek şöyle diyordu:

"Maarifimizin ruhu milliyet, istikameti garp, hedefi millî iktisattır."

Yeni Türkiye'de çocukların hayat için hazırlanacaklarını belirten Bakan, Türk eğitimindeki bunalımın dinî nedenlerden çıkmadığını ısrarla vurguluyordu:

"Mektep, bir iş evidir, esnaf ocağıdır. Mektep, meslek tahsiline yarar.

Türk mektepleri, Türk milletinin iktisadî rafahını vücuda getirecek ziraî, ticarî ve sınaî terakkiyata ve tedrisata malik kılınmalıdır. Türk mektepleri sür'atle nazariyeden ameliyeye geçmek üzere umumî bir istihaleye tâbi tutulmalıdır."

Cumhuriyetin kuruluş yıllarında askerlik alanında olduğu kadar eğitim alanında da düşünceleri ve çalışmalarıyla değerli hizmetleri geçen Kâzım Karabekir Paşa, yeni devletin eğitim programının bir hareket üssünde hazırlanarak çevreye yayılmasını, ilköğretimin kesin olarak her yerde yayılmasını ve uygulanmasını, dilimizin ve ders kitaplarının Arap ve Acem kisvesinden kurtarılmasını isteyerek, şöyle diyordu:

"Yalnız yenilik değil, birlik ve beraberlik lâzımdır. Tıpkı bizim askerlerin yaptığı gibi. Her şeyden evvel bir "Hizaya gel!." kumandası lâzımdır."

1.2.2. Maarif Kongresi

1921 yılının Türkiye eğitimindeki en önemli hareket 15 Temmuz 1921 tarihinde Muallime ve Muallimler Birliğinin toplandığı "Maarif Kongresi" dir. 180'e yakın üyenin katıldığı bu Kongrenin açış konuşmasında Mustafa Kemâl şöyle diyordu:

"Şimdiye kadar takip olunan tahsil ve terbiye usullerinin, tarih-i tedenniyatımızda en mühim bir âmil olduğu kanaatindeyim. Millî bir terbiye programından bahsederken eski devrin bütün hurafelerinden sıyrılmış, Şarktan ve Garbtan gelen ecnebi tesirlerden uzak ve seciye-i milliyemizle mütenasip bir kültür kastediyorum. Dehayı milliyemizin inkişafı ancak böyle bir kültür ile kâbildir..

Yaratacağımız kültür, herâis-i milliye zemini ile, o zemin ise milletin seciyesi ile mütenasip olmalıdır. Çocuklarımızı ve gençlerimizi yetiştirirken, birliğimize taarruz eden her kuvvete karşı müdafaa kabiliyetiyle mücehhez bir nesil yetiştirmeye muhtaç olduğumuzu unutmayalım. Yeni neslin ruhuna bu kabiliyeti terk etmek lâzımdır. Müstakil ve mevcut kalmak isteyen milletlerin felsefesi, en bâriz şekilde bu evsafı kemâli şiddetle talep etmektedir. Millî gaye hakkındaki umumî nokta-i nazarımı söylerken, yeni neslin techiz edileceği evsaf arasında kuvvetli bir aşk-ı fazilet ve kuvvetli bir fikr-i intizam ve inzibattan da bahs etmek lâzımdır. (...) eskiden çizilmiş alelâde yollar üzerinde yürümek değil, belki yukarıdan beri evsaf ve şeraitini arzettiğim millî hars yolunda rehber olmak gibi mukaddes bir vazife bekliyoruz."

Genellikle ilk ve ortaöğretim kademelerinin hedefi ve programı hakkında tartışmaların yapıldığı bu Kongrede M. Kemâl, bugün eğitim için harcanan çabaların, gelecekteki eğitimin temellerinin atmaya yetmeyeceğini; gerekli vasıtalara sahip olununcaya kadar geçecek olan devrede itina ile çizilmiş bir eğitim programı uygulanıp, eğitim örgütünün en verimli şekilde çalıştırılacağını belirtiyordu.

Kongrenin daha sonraki günlerinde öğretimin sadeleştirilmesi uygulamalı hale getirilmesi ve yörelere göre çeşitlendirilmesi isteniyordu. Kongrede bir konuşma yapan Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey ise, bu doğrultuda şöyle konuşuyordu:

"Maarif siyasetimiz, milletin kitle-i esasiyesini teşkil eden çiftçi ve işçi sınıfının her şeyden evvel nazar-ı dikkat önünde tutulmasına ve yeni istikametin bu umdeye dayanmasına bağlıdır. Anadolu gene bir sanat merkezi olacaktır. Halkın geçimini yükseltecek ve ıslah edecek nazarî ve amelî bilgiyi vermek hedeftir."

Maarif Kongresi, özellikle Kongreye kadın ve erkek öğretmenlerin karma olarak katılmaları, Mecliste Hamdullah Suphi Bey'e karşı sert eleştirilere neden olmuş, Bakan görevden çekilmiştir. Fakat M. Kemâl, Birlik başkanına, gelecek toplantıda kadın ve erkeklerin karışık oturtulmalarını söyliyerek, gayet anlamlı bir biçimde onları desteklemiştir.

1.2.3. Anadolu Eğitimini Ankara'ya Bağlama Çabaları

Ankara Maarif Vekâleti, vilayet ve mutassarrıflıklara gönderdiği bir genelge ile, İdare-i Umumiye-i Vilâyet Kânûnu'nun 10. maddesine göre idadi öğretmen ve görevlilerinin atama ve görevden alma hakkının Bakanlığa ait olduğunu; bu nedenle şu andaki idadi öğretmen ve görevlilerinin sicillerinin ve numaralarının Bakanlığa gönderilerek onaylatılmasını, yeni öğretmenlerin Maarif Vekâletinden istenmesini bildiriyordu. Böylece Vekâlet hem merkezde bir Sicil oluşturma hazırlıklarına girişiyor, hem de artık atama yapabilecek duruma geldiğini gösteriyordu.

1.2.4. İlk ve Ortaöğretim

1921 yılı ortalannda Vekâlet, ilk ve ortaöğretim hakkında bir yasa tasarısı hazırlamıştı. Bu tasarıya göre;

- İlkokullar altı yıldan dört yıla indirilecekti. Dördüncü yıldan sonra bir yıl da isteğe bağlı öğretim yapılacaktı. Ayrıca ihtiyaçlara göre yeni bir ilkokul programı yapılacaktı.
- Köy bünyeli işçi mektepleri kurulacaktı.
- Ortaöğretim de ilköğretim gibi dört yıl olacaktı. Bunun üç yılı genel öğretim, bir yıl da meslekî öğretime ayrılacaktı.

1.2.5. Yüksek Öğretim

Anadolu'da yüksek öğrenimin, üniversitenin temeli sayılabilecek bir girişime ilk kez 1921 Kasımında başlanıldı. Maarif Vekâleti, 3 Aralık 1921'de başlanılmasını plânladığı "Âli Dersler" Programının dinleyici kayıtlarını Bakanlık özel Kaleminde yaptırmıştı. Kasım sonlarında da kayıtlar dolmuştu. Tasarıya göre, her gün bir saatlik bir ders olacaktı; ders programları da haftalık olarak yayınlanacaktı. Başlangıçta kaydolmayanlar, izin alarak bu derslere girebileceklerdi.

1.2.6. Yabancı Okullara Karşı Tutum

Daha sonra, laik Türk eğitim sistemine karşı tutum ve hareketleri yüzünden Türk hükûmetleriyle sık sık anlaşmazlıklara düşerek sert çekişmelere giren yabancı okullara karşı, TBMM hükûmetleri, başlangıçtan itibaren kararlı bir tutum içinde olmuşlardır.

Birinci Dünya Savaşı, Müterake ve daha sonraki Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu'daki yabancı okulların pek çoğu kapatılmıştı. Ama Amerikan okulları her zaman açık kalmıştı.

1921 Martında Merzifon'daki Amerikan Okulu, Pontus örgütüne merkezlik yapması ve bir Türk öğretmeninin Rumlar tarafından öldürülmesinden sonra kapatılmış, evraklarına el konulmuş, Ermeni ve Rum gençlerine propaganda yapıldığı dolayısıyla tüm ülkedeki Amerikan okullarına karşı sert bir tutum takınılmıştı.

Anglo-sakson okullarındaki eğitim sistemini inceleyerek hayata yönelik bir eğitim amaçlayan Hamdullah Suphi, sava dolayısıyla esaslardan çok ayrıntılarla uğraşmak zorunda kaldığından, program ve örgüt olarak amacına ulaşamamıştır.

1.3. MEHMET VEHBİ BEY'İN BAKANLIĞI

1.3.1. Genel İlkeler

Hamdullah Suphi'den sonra Maarif Vekilliğine seçilen Vehbi Bey, çalışmalarının ana dayanağını "her türlü yabancı tesirlerden âzâde olarak esasât-ı diniyye ve milliyemiz dahilinde millî hars ve irfanımızın inkişaf ve taâlisi" olarak belirtmesine rağmen, kısa bakanlık dönemi içinde birkaç genelgenin dışında önemli bir şey yapmamıştır.

1.3.2. Maarif Vekâleti'nin Bütün Türkiye'ye Hâkim Olması

1922 yılı sonlarında İstanbul'daki eski Osmanlı yönetimine ait bütün "Nezaret"ler ilga ediliyor, bütün okullar korunarak kendi ilgili oldukları Vekâletlere bağlanıyor; Maarif Vekâleti'nin İstanbul örgütü kuruluyordu.
Zaten daha önce Vekâlet, Almanya'da öğretimde bulunan ve gönderildiği İstanbul hükûmetince ödenekleri kesilen öğrencilerin de harcamalarını üzerine alarak, kendini hemen her alanda kabul ettiriyordu.
Bu arada Maarif Vekâleti'nin öğretmen örgütü, "Türkiye Muallime ve Muallimler Birliği" adını alarak bütün Türkiye'deki öğretmenlere bildiriler yayınlarken, İstanbul'daki öğretmen örgütleri "Muallimîn Cemiyeti" ve "Mekâtib-i İbtidaiye Muallimleri Cemiyeti" Nezaret'i çoktan terketmişler, sorunlarını Ankara'daki Maarif Vekâleti'ne bildiriyorlardı.

1.3.3. Bakanlıkta Komisyonların Çalışmaya Başlaması

Vehbi Bey, şahsî girişimden kaçınan bir kişi olduğu için Bakanlık yönetiminde çeşitli Komisyonlar kurarak çalışmaya başlamıştır. Çok çeşitli fikirlerdeki kişilerden kurulu komisyonlar, uzun süre öğretim progamlarıyla uğraşmıştır. Özellikle Resim, Müzik, Yabancı dil ve Hendese dersleri üzerinde tartışılmıştır. Sonunda, eskisinden pek de farklı olmayan bir program kabul edildi.

Komisyonun çalışmalarına göre, eğer Dârülfünuna gitmek veya idarî bir iş başına geçilmek isteniliyorsa, ikinci derecede bir ortaöğretim kurumu olan "Yeni Medrese"lere (Sultani) gitmek gerekiyordu. Program komisyonu tarafından bu okulların programları da yeniden belirlenmiştir. Ama Vehbi Bey'in bakanlığı sırasında bile bu programlar uygulanmadı ve eski programlara dönüldü.

Osmanlı eğitim zihniyet ve uygulamalarından pek farklı olmayan bir şekilde hazırlanan bu programlar da Bakanlıkça taşraya gönderildi ve ilgililerden görüş istendi. Program Komisyonu bunlardan başka, yeni kurulması plânlanan bir "İktisat Mektebi"nin de programını hazırlama çalışmalarına girişti.

Eğitimde koca bir yıl böylece kayboldu. Sonra genel eğitimin yönünü, amacını ve izleyeceği yolu belirlemek için ayrı bir Komisyon kuruldu.

Bakanlıkta bu çalışmalar yapılırken Maarif Vekilliğine İsmail Safa Bey getirildi. Komisyonların hazırladığı projeleri yetkili eğitimcilere dağıtarak rapor istedi. Gelen raporlarda pek çok eleştiriler olduğundan, bu programlar hepten ortadan kaldırıldı.

1.3.4. Yüksek Öğretim

Yeni Türk üniversitesinin esaslarını hazırlamak amcıyla kurulması plânlanan "Serbest Âli Dersler", ilmî bir kuruluş olarak düşünülüyordu. "Her müderrisin serbesti-i fikrî, serbesti-i tedrisi mahfuz" olan bu kuruluşun üç amacı vardı: Milliyetçilik, halkçılık ve aydınlık!

Bu dersleri verecek müderrisler 19 Mart 1922 tarihinde Bakanlıkta yaptıkları bir toplantıda, şu kararları alıyorlardı:
- "Serbest Âli Dersler", yüksek bir kurumdur. öğretim ve yönetiminde özerktir. Müderrisler fahrî olarak ders verir, öğrencilerden ücret alınmaz.
- Yeni bir Kürsü açılması ve müderris seçilmesini "Müderrisler Heyeti" belirler, Belli bir dönem sonrasında, devam edenlere bir belge verilir.
- Dersler şunlardır: Lisaniyat, Tarih, Terbiye, İktisad-ı Nazarî, Hukuk-u Düvel, Mâliye, İslâm Güzel San'atları Tarihi, Şimdiki Yüzyılda Devlet, İktisadî Görüşler Tarihi.

Aralık 1921'de başlayan Serbeat Âli Dersler'in ilk dönemi 25 Mayıs 1922'de bitti. İkinci öğretim yılı da İlâhiyat, Sosyal Sağlık ve Psikoloji alanlarında 1922 Ekiminde başladı.

Bu arada İstanbul Dârülfünunu Edebiyat Fakültesi öğrencileri, "Türk Dârülfünunu, Türk milletinin ahlâk ve ilim müessesesidir" diyerek, istiklâl ve milliyet hislerine yabancı olan, Fakültedeki şu hocaların istifasını istemişlerdir: Cenap Şahabettin, Barsamiyan, Ali Kemâl, Rıza Tevfik, Hüseyin Dâniş. Tıp Fakültesinde de bu gibi bazı isimler tespit edilmesi üzerine, hareket giderek genişlemiş, 10 Nisan 1922'de Dârülfünunun bütün şûbeleri kapatılmıştır.

Bu hareket, Türkiye'nin en güç günlerinde üniversite öğrencileriyle Ankara hükûmetini birleştirmiş, Maarif Vekâleti Dârülfünun öğrencilerini telgrafla kutlayıp desteklenmiştir.

1.4. İSMAİL SAFA BEY'İN BAKANLIĞI

Mehmet Vehbi Bey'in vekilliğinden sonra, Cumhuriyet eğitiminin kuruluş döneminin en güçlü bakanı olan İsmail Safa (Özler) Bey'in birbuçuk yıl kadar süren bakanlık dönemi başlar. İsmail Safa, Cumhuriyet devri eğitiminin Birinci Mustafa Necati'sidir. İyi düşünen, etrafını dinlemesini bilen, doğru karar veren, milletini ve ülkesini gerçekten seven dürüst ve olumlu bir devlet adamı idi. Cumhuriyetin Atatürkçü görüşe sahip, tamamen Cumhuriyete has ilk eğitim bakanı idi.

1.4.1. İsmail Safa Bey'in Görüşleri

İsmail Safa, Kurtuluş Savaşının kazanılıp; tüm düşman kuvvetlerin yurttan kovulmasından sonra ve İstanbul Maarif Nezaretinin ilga edilmesinin arkasından Bakan olmuş; hazırlık dönemi eğitimini tam anlamıyla olgulaştırarak, gelecekteki eğitim inkılâplarının temelini sağlamıştır.

Ona göre barış döneminde eğitimin üç amacı olacaktır: Terbiye, tahsil ve ihtisas. Türk eğitiminin görevi, yarının fikrî, hukukî ve özellikle iktisadî inançlarıyla doğacak bir uygarlığa gençleri hazırlamak; fikren, ilmen, ahlâken sarsılmaz bir gençlik yetiştirmektir.

"Onları, her cereyana sükûn ve tevekkülle tâbi olacak şu veya bu fikir ve kanaatlerle değil, en doğru ve ihtiyaca en uygun. istikametleri sezecek, kendi azmiyle ileri atılacak bir kabiliyet-i fikriye ile yetiştirmek, millet için bir hayat meselesidir."

İsmail Safa, aynı "misak-ı millî" gibi, eğitim alanında yeni devletin ulaşmayı plânladığı amaçları gösteren bir "maarif misakı" belirlemiştir. Bu misakın ana ilkeleri şunlardır:
- Türk milletini medeniyet safında en ileriye götürmek ve yeni nesilleri, Türk olmak haysiyetinin gerektirdiği bu amaca en kısa zamanda varmayı mümkün kılacak aşk, irade ve kudretle yetiştirmek;
- Milliyetçi, halkçı, inkılâpçı ve lâik cumhuriyet vatandaşları yetiştirmek;
- İlköğretimi yaygınlaştırmak; herkese okuma-yazma öğretmek;
- Yeni nesilleri bütün öğretim kademelerinden geçirmek, onları, ekonomik hayatta başarılı kılacak bilgilerle donatmak;
- Toplum hayatında dünya ve âhiret cezaları korkusundan doğan ahlâk yerine, hürriyet ve barış içindeki gerçek ahlâk ve erdemleri hâkim kılmak.

Safa Bey'e göre yeni Türk eğitiminin amaçları şunlar olmalıdır:
- Gençleri, kardeşlik ve memleket sevgisine dayalı millî bir duygu ile yetiştirmek,
- Ekonomik inkılâpların yakın olması dolayısıyla gençliğe çalışma fikrini, üretim amacını ve üretim yollarını iyice öğretmek,
- Eski yorgun uygarlığın ve onun kurumlarının yıkılmasına karşı gençliği soğukkanlı ve metin yetiştirmek.

Safa Bey, öğretimin amacı olarak da, Gazi Paşa'nın şu düsturunu kabul ediyor:

"Terbiye ve tedriste tatbik edilecek usul, malumatı insan için fazla bir süs, bir vasıta-ı tahakküm yahut medenî bir zevkten ziyade, maddî hayatta muvaffak olmayı temin eden ameli ve kâbil-i istimal bir cihaz haline getirmektir."

1.4.2. İ. Safa'nın Çeşitli Eğitim Kademeleri Üzerine Görüş ve Çalışmaları

İlk ve Ortaöğretim: İlköğretim, aile eğitimini tamamlar; dinî eğitim verir ve çocukları ortaöğretime hazırlar. Türkiye'de şimdiye kadar eğitim ve öğretim, ilköğretim düzeyinde dönüp durmuştur. İlk ve ortaöğretim amaçsızlıktan kurtarılarak sanat, ticaret ve ziraata yönelmelidir. Hayata ve geleceğe öğrenci hazırlayacak olan ortaokullarda geçmiş ile ilgilenen bilimler yer alamaz. Ortaokulların yanında atelyeler ve uygulama odaları yer almalıdır.

Liselerde ise, gençler hem meslekî hem de edebî-kültürel yönden eğitilmelidirler.

İlk ve ortaöğretimin ıslâhı için Anadolu 15 Öğretmen Okulu bölgesine ayrılmıştı. Her bölgede tam devreli bir lise, birer kız ve erkek öğretmen okulundan oluşan bir "Maarif Merkezi" kurulacaktı. Tatil sırasında da köy imamlarına 20-30 merkezde verilecek kurslardan sonra, bunlardan köy okullarında öğretmen olarak yararlanılacaktı.

Sultanilerin bazılarında da yabancı dil öğretmeni yetiştirilecekti.

Yüksek Öğretim: Yüksek öğretim dâima meslekî olmalıdır. Türkiye'de iyi bir üniversite hayatı vardır. Bunun yanı sıra Yüksek Öğretmen okulu, Enstitüler ve Konservatuvarlar kurulmalıdır.

Halk Eğitimi: Maarif Vekili İsmail Safa Bey, bakan olduktan az sonra vilayet ve sancaklara gönderdiği bir genelgede, özellikle halk eğitimi üzerinde durmuştur. Bu genelgedeki istekler arasında, halkın eğitimine ilgi ve fedakârlığın arttırılması, halk ile okul ve öğretmenleri birbirine yaklaştırmak, zorunlu öğretimle beraber eğitimi her sınıf halkın arasında yaymak gibi önemli istekler vardı.

Yabancı Okullar: Lozan barış görüşmelerinin yapıldığı dönemde Avrupa kamuoyunda ve basınında en çok tartışılan konulardan biri, Türkiye'deki yabancı okullar olmuşlardır. Safa Bey, barış öncesinde, bu konudaki görüşlerini şöyle açıklamıştır:

"Memleketimizdeki ecnebi müesseselere karşı maziyi kat'iyyen unutmuşuzdur. Bütün dünyaca kâbil-i inkâr değildir ki bu müessesat şimdiye kadar memleketimizde mâteessüf samimi bir maksatla çalışmamışlardır. Memleketi ihtilâle sevk eden, muhtelif yerlerde şûriş ve isyan çıkaran unsurların çoğunu, bu mekteplerin yetiştirdiği insanlar teşkil etmektedir ve denilebilir ki bu müessesat en çok bununla uğraşmış ve Türkiye devletini tahrip etmek için bir gün mesaisinden geri kalmamıştır."

Bu kurumların geçmişlerinin bu kadar kötü olmasına rağmen, Türkiye'nin her şeyi unutmaya hazır olduğunu bildiren Bakan, şu kesin görüşünü de açıklamaktan geri kalmamıştır:

"Bütün dünyaya ve bilhassa bu müessesatla alâkadar olanlara kat'i sûretle bildirmek istiyoruz ki, artık eski oyunların tekrar edilmesi imkânsızdır. Onun için memleketimizde yaşamak isteyen her ecnebi müessessesi kanunlarımıza ve mektepler hakkında koymuş olduğumuz ve koyacağımız esasata harfiyen riayet edeceklerdir. Bu esasata riayet edilip edilmediğini dâimi surette tsftiş ve murakebe etmek en büyük hakkımız ve bir dakika olsun gözden kaçırmayacağımız bir esastır."

Bakan, ayrıca bir genelge yayınlayarak Türkçeden başka dilde öğretim yapan özel okullarda Türkçe, Türk Tarih ve Coğrafyası derslerinin Türk öğretmenler tarafından Türkçe okutulacağını ve bu derslere yeteri kadar ders saati ayrılacağını bildiriyor; Mekâtib-i Hususiye Talimatnâmesi'nin altıncı maddesini de bu şekilde değiştiriyordu.

Bu arada hükûmet de Lozan barış görüşmelerinde, bu hususu savunma kararları alıyordu.

1.4.3. Maarif Vekaleti Merkez Örgütü

1920 yılında Maarif Vekilliği kurulduğunda merkez örgüt İlk Tedrisat Müdürlüğü, Orta Tedrisat Müdürlüğü ve Telif Tercüme Heyetinden oluşan basit bir yapıda idi. Bakanlığın merkez örgütü, 1923 yılında, İ. Safa Bey'in bakanlığı sırasında yeniden kurulmuştur. Bu örgütlenmede -Fransa ve İspanya merkezî eğitim örgütü esas alınarak- ilmî ve idarî bölümlere yer veriliyordu.

Bilimsel örgütlenme, Osmanlı eğitim sistemindeki Meclis-i Maarif-i Kebir gibi bir kurul idi. 30 üyeden oluşan kurul, yılda iki ay toplanacaktı. Fransa'da 50 üyeli, İspanya'da 70 üyeli, aynı tarzda eğitim kurulları vardı.

İdarî kısımda ise, ilk ve ortaöğretimde genel müdürlükler kuruluyor; yükseköğretim de bir müdürlük şeklinde örgütleniyordu. Bunun yanı sıra Heyet-i Teftişiye, İstatistik ("İhsaiyat") Müdürlüğü, Hars ve Sanayi Dairesi de kuruluyordu.

1.4.4. Birinci Heyet-i İlmiye

Bakanlığın Maarif Heyeti İlmiyesi'nin 15 Temmuz 1923 de başlayan toplantısı, hazırlık dönemi Cumhuriyet eğitiminin en olumlu çalışması, Maarif şûralarının bir çeşit başlangıcıdır. Artık cephe savaşı kazanılmış, eğitim savaşına başlanacaktır. Burada, Türkiye'nin bütün eğitim sorunları inceden inceye konuşulmuştur.

Birinci Heyet-i İlmiye üyelerin seçimi şu şekilde yapılmıştı:
Seçildiği veya temsil ettiği kurum Üye Sayısı
Telif ve Tercüme Encümeni 3
İlk Orta ve Yüksek Tedrisat Müdürlüğü 3
Teftiş Heyeti 3
Hars Müdürlüğü 1
İhsaiyat Müdürlüğü 1
Dârülfünun müderrisleri 4
Serbest Ali Dersler Müderrisi 1
Dârülmuallimîn ve Dârülmuallimat-ı Âliyeden 2
Sanayi-i Nefiseden 1
Galatasaray Lisesinden 1
Ortaöğretim mensuplarından 2
İlköğretim mensuplarından 2
Bakanlığın Seçeceği Uzmanlar 6
İlgili Bakanlıklardan 6
Basın mensubu 2
Türkocağı'ndan 1
Büyük İzci Ortasından 1
Toplam 40

Toplantıda incelenecek konular da şu şekilde belirlenmişti:
a) Maarif-i umumiyye icraat programı,
b) Millî hars
c) Çevirilerde uyulacak esaslar,
d) İstatistik Umum Müdürlüğü teşkili,
e) Millî kamus ve sarf,
f) Millî musiki, lisan ve edebiyat,
g) Millî Tarih Kütüphanesi,
h) Millî Hazine-i Evrak,
i) Millî Tarih ve Coğrafya Enstitüleri,
j) Etnografya Müzesi,
k) Millî Müze,
l) Mektep Müzesi,
m) Ankara'da Âli Dersler,
n) İlköğretim programları,
o) İlkokul sonrası hayatî öğretim programı,
p) Tedrisat-ı İbtidaiye Kararnamesinin tadili lâyihası,
q) Öğretmen okulları program ve yönetmelikleri,
r) Sultani teşkilatı, ad değiştirme ve öğretim süresi,
s) Sultani programlarını değiştirme,
t) Ortaöğretim muallimleri yasa tasarısı,
u) İzcilik teşkilât-ı esasiyesi,
v) Heyet-i Teftişiye Nizamname lâyihası,
w) Asâr-ı Atika Nizamnamesi tadili,
x) İstanbul öğretmen okullarında tâli kısımların açılması,
y) Galatasaray Sultanisi teşkilât ve programı,
z) Dârülmuallimîn-i Âliye öğrencilerine meslekî bilgi verilmesi.

15 Temmuz 1923'te başlayan Heyetin ilk toplantısında bir konuşma yapan Safa Bey, son düşman askerinin denize dökülmesinden itibaren bütün gözlerin eğitime çevrildiğini ve ülkenin "hakikî kurtuluşu"nun eğitimden beklendiğini vurgulamıştır. Bakan, 1909'den beri eğitimimize gerçek yönünü vermek için çalışan değerli insanların hayırlı, faydalı girişimleri olduğunu; ancak her yeni gelenin eskisinin zıddına veya başka bir yolda çalıştığını, eğitim kurumlarının "şahsî icraata bağlı, istikrarsız ve istinatsız" kaldığını; Cumhuriyetin eski maarifi bu noktada devraldığını belirterek şöyle demiştir:

"Bence Maarif Vekâleti, memleketimizdeki âlim ve mütefekkirlerin karar ve fikirlerini tatbik edecek bir vasıtadan başka bir şey değildir. Cephesini onlardan almalı ve onların gösterdiği yolda yürümelidir. Ben değişebilirim, benden sonra gelecek de değişebilir. Fakat sizin kararınız ve sizin verdiğiniz program değişmemeli ve yeni bir kararınız olmadıkça, olduğu gibi tatbik edilmelidir. İşte bu, hepimizin sadakatle ve fedakârlıkla müdafaa edeceğimiz bir esas olsun. Yeni doğan Türkiye'ye yeni bir maarif istikameti verecek olan Heyetinizden müsmir ve feyizli mesai bekler, muvaffakiyetler temenni ederim, efendiler".

Bu konuşmadan sonra toplantıda altı komisyon kurularak çalımalara devam edilmiştir. Bu komisyonlar şunlardır:
Millî ve İlmî Komisyon,
İstatistik Müdiriyeti Teşkilâtı Komisyonu,
İlköğretim Komsiyonu,
Öğretmen Okulları, izcilik, eğiticilik komisyonu,
Ortaöğretim Komisyonu,
Bakanlığın genel çalışmaları ve programı komisyonu.

Çalışmalar sırasında İsmayıl Hakkı (Baltacıoğlu) Bey, ülkedeki öğretimin birleştirilmesinin yurdun birliği için gerekli olduğunu, bu nedenle konu ile uğraşacak genel bir komisyon kurulmasını istemiştir. Özellikle vakıf okullarının, "devlet okulları" olduğunu iddia ederek şöyle demiştir:

"Hangi bir milletin ibtidai mekteplerinde yeni yetişen neslin üzerinde müezzin, imam gibi sarıklı hocaların nüfuzu görülür?.. Hiç bir şey kabul etmem!.."

Aynı gün de, Tevhid-i tedrisatın ilk basamağı sayılabilecek şekilde, şu kararlar alınmıştır: şehit çocuklarını himaye eden Dârüleytamlar ve askerî okullar Maarif Vekâletine devredilecek, genel ilköğretim okulları da bu Bakanlıkça açılabilecek*, ilköğretim sonrası tamamlama sınıfları ve meslekî öğretim veren idadiler Bakanlığa bağlanacaktı.

Birinci Heyet-i İlmiye'nin aldığı önemli kararlar şöyle sıralanabilir:
- İlköğretim altı yıldır. Öğretim zorunluluğu 7-14 yaşları arasındadır. Birinci ve ikinci sınıf mevcudu 30'u, diğerleri 40'ı aşamaz; öğrenci çok olursa şûbelere ayrılır.
Zorunlu eğitim yaşında bulunan çocukların yabancı okullara devamları yasaktır.
- Maarif Vekâletinden başka bakanlıklar ilköğretim yaptıramaz. Bu bakanlıkların elinde var olanlar Maarife devredilecektir. Yabancılar dâhil, bütün özel okullar Maarif Vekâleti'nin denetimi altındadır. Yasa ve yönetmeliklere uymayan ve başka amaçlarla açıldığı anlaşılanlar, derhal kapatılacaktır.
- Küçük köyler için, seçilecek yerlerde "Leylî Köy Mektepleri" (Yatılı Bölge Okulları gibi) kurulacak, hattâ gezici öğretmenler kullanılacaktır.
İlkokul öğretmenleri hakkında bir yasa hazırlanmıştır.
- İlköğretimden sonra ortaöğretime gidemeyecekler için, zorunlu öğretim iki yıl daha devam eder. İki yıllık "ihzarî mektepler"de hayatî ve meslekî eğitim yaptırılır.
- Kadınlar, Heyet-i İlmiye'ye girebilecekler ve ilköğretim müfettişi olarak da atanabileceklerdir.
- Din dersi öğretmenlerinin seçiminde, diğer öğretmenlerdeki gibi şartlar aranılacaktır. Din dersleri programı, din ve eğitim adamlarından kurulu bir komisyonca yapılacaktır.
- "Sultani" adının "lise" olmasına karar verilmiştir. Liselerin 4+4+3 = 11 yıl olmasına; fen ve edebiyat şûbelerinin lise son sınıfta ayrılmasına karar verilmiştir.
Lise ve dengi okullarla yüksek okullar ve yüksek medrese mezunları için "hidmet-i maksureden istisna yoktur".
- Göreve başlayınca askerlik yaşları gelen öğretmenlerin bir defa ve bir yıldan fazla tecil haklar yoktur. Yüksek okul ve medresede okuyanlarla Avrupa'da tahsil yapanların "hidmet-i maksure"leri tecil olunur.
- Diplomalı ve ehliyetnameli ilkokul öğretmenleri, askerliklerini, öğretimi aksatmayacak şekilde yaparlar.
- Öğretmenlerin nedensiz azlini önlemek için, Meclis'ten yasalar çıkartılacaktır. Ama o zamana kadar, Heyet-i İlmiyece bu hususta uygulanacak esaslar önerilmiştir.

Bu arada Millî Hars Komisyonu da Hars Genel Müdürlüğü'nün ve birçok enstitü, müze vs.. kurulmasını öneren raporunu sunmuş; Heyet-i İlmiye de halk eğitimi hakkında Ziya Gökalp ve İsmail Bey tarafından verilen bir taslağı kabul etmiştir.

Heyet-i İlmiye toplantısında en çok önem verilen konulardan biri de, beden eğitimi alanı olmuştur. Selim Sırrı (Tarcan) Bey toplantıya sunduğu bir tasarıda Beden Eğitimi Öğretmen Okulu ve Genel Müfettişliğinin kurulmasını, beden eğitimi öğretmenlerine diğer öğretmenler kadar maaş verilmesini, her okulda birer jimnastik salonu kurularak okullarda ilmî bir şekilde spor ve jimnastik yapılmasını istemiştir.

Toplantının sonunda Beden Eğitimi ve İzcilik Komisyonu da çok önemli kararları içeren raporunu yayınlamış, Bakanlığın bir izci ve keşşaf teşkilâtı kurması hakkında somut öneriler getirmiştir.

Heyet-i İlmiye 15 Temmuz-15 Ağustos 1923 tarihleri arasında çok yoğun ve ciddi bir çalışma yaparak, Maarif Vekaletine, uygulayacağı ayrıntılı ve çok sağlam bir program vermiştir.

Toplantıdan sonra, Heyet'in "Maarifin Erkân-ı Harbiye Heyeti" olduğunu belirten Hasan-Ali (Yücel), heyet kararlarının aynen uygulanmasını istemiştir.

1.4.5. İstanbul-Anadolu çekişmesi

1923 başından itibaren İstanbul'daki eski yönetimin artıkları, Ankara'nın yaptığı hareketleri çeşitli yönlerden eleştirmeye başlamışlardır. Eğitim alanında da İstanbul Muallimler Cemiyeti yedi-sekiz maddelik bir kararlar demetini Maarif Vekâleti'ne göndermiş, Anadolu öğretmenlerinin kayırıldığını iddia etmişlerdir. Bakan ise bunların asılsız olduğunu, İstanbul eğitim bütçesinin Anadolu'nun iki katı olduğunu bildirmiştir. Ama buna rağmen eleştiriler durmamıştır.

İstanbul Muallime ve Muallimler Cemiyeti'nin yıllık kongresinde Anadolu ve İstanbul ayrılığından ve düşmanlığından söz edilmiştir. Bunun, cehlin ilme karşı düşmanlığına benzediğini iddia etmişlerdir. Bunlara karşı ise Bakanlık, rakamlarla Anadolu'nun İstanbul lehine fedakârlık yaptığını açıklamış, Türkiye Muallime ve Muallimler Dernekleri de İstanbul'a karşı sert tepkiler göstermişlerdir.

1.5. HAZIRLIK VE KURULUŞ DÖNEMİ SONUNDA EĞİTİM ZİHNİYETİ

Eğitim inkılâpları dönemine geçmeden önce, hazırlık dönemi eğitimine yön vermiş kişiler arasında yapılan bir anketten söz etmek; bu dönemin eğitim anlayışını kısaca gözden geçirmek gerekir.

Hakimiyeti Milliye gazetesi Heyet-i İlmiye toplantılarına katılan Selim Sırrı, Ali Haydar, Heyet-i Teftişiye müdürü Abdülfayyaz Tevfik, Telif ve Tercüme Heyeti üyesi Mustafa Rahmi, Mekteb-i Sultani Müdürü Faik, müfettiş Ahmet Hilmi, öğretmen Ali Rıza, Ortaöğretim müdürü Nafi Atuf, Dârülmuallimin-i Âliye müdürü İhsan, İhsaiyat müdürü Avni, müfettiş Hasan Fehmi, Dârülmuallimin öğretmenlerinden İbrahim Alaattin ve Şemsettin Sami Bey'in oğlu Ali Sami beylere o zamanki Türk eğitiminin sorunları hakkında 14 soru sorup, cevaplarını yayınlamıştır.

O zamanki Türk eğitiminin kurmayları sayılabilecek bu kişilerin önemli görüşleri, şöyle sıralanabilir:

Türk eğitiminin en önemli eksikleri öğretmen, para, genel eğitim yasası, eğitim örgütü, belirli bir eğitim politikası ve henüz prensip ve sistemlerin olmamasıdır.

Türk eğitimi İkinci Meşrûtiyetten beri bir gelişim içindedir. Ama savaş yılları bu gelişmeyi durdurmuştur. Türkiye ihtilâl ve inkılâp yapmıştır; yeni bir devrin başındadır. Batıya dünden daha yakındır. Halkta bir eğitim isteği uyandırmalı, iyi bir yasa ve örgütle derhal çalışmalara geçilmelidir.

Bütün okullarımız ıslâha muhtaçtır. Ama en önce ilk ve ortaöğretim düzeyindeki okullar ıslâh edilmelidir. Bu arada sağlam bir ıslahât için ilköğretmen okulları da ihmal edilmemelidir.

Bugünkü eğitim bütçesinin ne kadar arttırılması konusunda kesin bir rakam verilmiyor. Ancak Türk eğitiminin çok büyük miktarda paraya ihtiyacı olduğunu, eğitim bütçesinin en az beş-on kat arttırılması gerektiği belirtilmiştir.

Bu arada öğretmenlerin metod yönünden mükemmelleştirilmesi, maaşlarının arttırılması gerekmektedir. Terfi, tayin ve azilleri bir yasaya bağlamalıdır.

Ders kitapları hem dil, hem de duygu yönünden tamamen değiştirilmelidir.

Yüksek öğretimi bitiren gençlerden araştırma yapacaklar Avrupa'ya ve Amerika'ya gönderilmeli; ayrıca bu çalışmalar için kütüphaneler, enstitüler, müzeler vs.. kurulmalıdır.

Kadın ve erkeklerin birarada karma olarak eğitilmeleri hususunda görüşler değişik; ancak çoğunluk karma eğitimden yana, bazıları bir kademeye kadar karma eğitime taraftar, bazıları da kadınların eğitimine değer verilmesini, ancak kendi okullarında okumalarını istiyorlar.

1.6. CUMHURİYET EĞİTİMİNİN HAZIRLIK DÖNEMİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

TBMM, kurulduktan hemen sonra, Bakanlar Kurulunu da teşkil ederek "Misak-ı Millî" sınırları içindeki Türkiye'nin yönetimini derhal üzerine almıştır. Ordu birlikleri sür'atle TBMM hükûmetlerinin yanında yer almış, diğer mülkî yönetim birimleri ise İstanbul Nezaretleri ile Ankara Vekâletleri arasında kalmıştır. Ama Anadolu hareketinin gelişim aüreci içinde ve Vekâletler örgütlenmelerini tamamladıkça Ankara'nın yanında yer almışlardır.

Orduyu ve milis kuvvetlerini yanına alan Mustafa Kemâl, Anadolu halkını da tam olarak İstiklâl Savaşına inandırmak ve Ankara hükûmetlerinin yanında yer almalarını sağlamak için öğretmenlere ve eğitime çok önem vermiştir. Savaşın en kızışkın olduğu dönemlerde M. Kemâl maaşını alamayan öğretmenlerin durumlarıyla ilgileniyor, Maarif Müdürlüklerine ve vilâyetlere yazılar yazıyor, Anadolu öğretmenlerini, örgütlüyor, onlara bir Maarif Kongresi toplattırarak, toplantının açış konuşmasını yapıyordu. Maarif Vekâleti vilâyetlerden eğitim alanında çalışanların sicillerini istiyor, Avrupa'daki öğrencilerin harcamalarını üstleniyor ve bakanlık örgütünü genişleterek "Birinci Heyet-i İlmiye" adı altında, Türkiye'nin o zamana kadarki en büyük ve en ciddî eğitim toplantısını yaptırıyordu.

Bu gibi çalışmalarla, hazırlık döneminde Anadolu eğitimi başarılı bir şekilde Ankara'ya bağlanmış ve fikrî yönden de eğitim inkılâplarına hazır hale gelmiştir.

Bu arada Rıza Nur Bey'in bakanlığı dönemi, henüz örgütlenme tam olmadığından ve öğretmen maaşlarının verilmemesi gibi çözümü zor konularla karşılaştığından; Vehbi Bey'in bakanlık dönemi de hem büyük savaşın hazırlıkları ve gerçekleştirilmesi yüzünden, hem de Bakanın şahsî girişimden yoksun bir kişilikte olmasından Osmanlı zihniyetindeki komisyonların boş çalışmalarıyla geçmiş, gerektiği kadar başarılı olamamıştır.

H. Suphi Bey, gerek Almanya gözlemlerinden gerekse Sovyet inkılâbından olacak, genellikle 'işçi' yetiştirme işine ve "çiftçi ve işçi sınıfı"na önem vermiş; ama kendi milliyetçi görüşlerinden dolayı Mustafa Kemâlciliğe ters düşmemiştir. Hazırlık döneminin her anlamda M. Kemâlci, cumhuriyetçi, milliyetçi, inkılâpçı bakanı İsmail Safa olmuştur. Ayrıca İ. Safa Bey'in bakanlığı zamanıda, öğretimin birleştirilmesi işinin bazı ön safhaları gerçekleştirilmiş, Cumhuriyet hükûmetlerinin daha sonra yabancı okullara karşı uygulayacakları politikanın ilk örnekleri verilmiştir.

Sanal Kütüphane Ana sayfasına dönüş
Mustafa Ergün sayfasına dönüş